1 Aralık 2011 Perşembe

Çocuk Oyuncağı


Dün akşam oğlumun en yakın arkadaşı bizdeydi. Bir kaç haftadır beraberken Bakugan veya Beyblade oynamak yerine iPad’de PLANTS VS ZOMBIES oynamaya bayılıyorlar. Oyun oynamayı seven biri olsam da bu oyuna belki yeterince zaman ayırmadığımdan bir türlü alışamadım. Dünkü uzun ve yorucu PvsZ seansından sonra Deniz evine dönüp Yunus da bana Zombie’lerin aslında hiç beyni olmayan ölmüş insanlar olduklarını anlatırken sızması ile bu hikayenin bu seferlik burada bittiğini sanıyordum. Ama hayır! Bu sabah Yunus okula hazırlandıktan sonra "Bir el daha" PvsZ oynamak isteyince olan oldu. Yunus arkadaşıyla geçirdiği eğlenceli dakikalar yerine tek bir şeyi hatırlıyordu ve görüyordu!!! "Sadece 4 tane param kalmış! Deniz bütün paramı harcamış!" Şimdi bu naralar size çok normal gelebilir ama biraz basa sarıp biraz Yunus’tan bahsetmeliyim sanırım. Oğlumu övmek gibi bir alışkanlık geliştirmemeye çalışsam da ve tipik anne konuşmalarını sevmesem de Yunus hakkında biraz bilgi vermem gerek. Yunus kreşe başladığı 1, 5 yaşından beri her zaman arkadaşları ve onların velileri tarafından paylaşımcı, barışçı ve uyumlu davranışları nedeniyle sevilen ve hatta veliler tarafından pek şaşırılan bir çocuktu. Hele kardeşi doğduktan sonra kazandığı "Abi"lik statüsünü gerek eğitsel gerek öğretimsel gerekse korumacılığıyla hakkını gereğinden fazla vermektedir. Aşı olduğunda canı yandığı için değil kardeşinin canı acıyacak diye ağlar kendisi mesela. Bu arada pek dünyevi değildir de! Yani eşyaları, oyuncakları ve giysileri neredeymiş nerede kalmış kime vermiş pek önemsemez de hatırlamaz da. Hatta sırf bu yüzden bir buçuk senedir kendisine haftalık vererek para biriktirmesini ve kendi oyuncaklarını kendinin almasını bir sisteme oturtmaya çalışıyoruz. Benim melek kalpli ve aklı havada oğlum hakkında biraz fikir edindiyseniz sanırım Yunus'un paralarının Deniz tarafından çarçur edilmesine tepki vermesine niye şaşırdığımı anlamışsınızdır. Ne de olsa Yunus Denizleyken su bile içse bir bardak da Deniz için ister, arkadaşlarla paylaşmak adına. İşte o noktada fark ettim ki oğlum için kendi kazandığı zaman her şeyin değeri farklı oluyor. Biz oğlumuza yapması gerekenleri yapıyor diye harçlık versek de o para onun olmuyor, olsa da değeri olmuyor çünkü zaten yapması gerekenleri yaptığının o da farkında! Ne zaman zorlukları yenip hak ettiğine inandığı şeyleri boş yere kaybediyor işte o zaman hayatla yüzleşme başlıyor. Kaybettiklerini tekrar kazanabilmek için yine yeniden o çabaları vermesi gerektiği, başaramayıp tekrar denemesi, bırakıp tekrar başlaması gibi anlar gözünde canlanıyor adeta. Ve bir hesaplaşma başlıyor: En sevdiği arkadaşmış, paraymış, kazanmakmış kaybetmekmiş gerçekler yüzüne çarpıyor. İşin ironik yani bu düşünceler, kavramlar, hisler hayatın ta kendisi olsa da gerçek hayatta değil bir bilgisayar oyunuyla fark ediyor tüm bunları. İşte oyunun gücü!
Biz günümüz ebeveyinlerinin kolay kolay 6 yaşındaki çocuklarımıza “O bisiklet için para kazanman lazım, git limon sat!” diyebileceğini sanmıyorum. Gerek hayat şartları gerek hayat tarzımız gerekse saygınlık tanımımız itibariyle bu pek inandırıcı  ve uygulanabilir bir yol gözükmüyor. Hele 12 yaşında android aplikasyonları yazan çocukların olduğu günümüzde limon satmanın ileriye dönük getirileri de kısıtlı olacaktır. Ama zaten oyun oynamaya meraklı çocukları bizim seçtiğimiz ve bir amaca hizmet eder şekilde hatta belki de onlara hedefler belirleyerek oynamalarına izin vermek onları hayata hazırlamanın daha eğlenceli  bir yoludur?
Bugünden itibaren yeni bir yol denemeyi düşünüyorum. Yunus’la oyuna başlamadan o seans için hedeflerini bu hedefler için planladığı süreyi ve bu hedefleri gerçekleştiremezse ne yapmayı düşündüğünü (BPlanı :) ) konuşacağım önce. Yuvada oyuna başlamadan önce zaten yaptıkları planlamayı evde de yapacağız artık. Gelişmelerden haberdar ederim burayı.