21 Aralık 2012 Cuma

Blog için Tüyolar


Sosyal medyanın bir kokteyl partisi gibi olduğunun konuşulduğu ilk günleri hatırlayın. "Bir partide kimin etrafı kalabalık olur?" sosyal medyada bulunurken ve/veya blog yazarken sorusuyla dikkat edilmesi gerekenler listeleri çıkarılmıştı. İşte bu da benim listem:

1 Konuştuğunuz konuda deneyiminiz olsun, sadece okuduklarınızdan yazmayın.
2 Şeffaf olun:
Yorum yaparken, cevap verirken veya blog yazarken kim olduğunuz konusunda açık ve net olun. Olmadığınız bir kişi gibi kendinizi tanıtmayın veya yapmadığınız bir görevi yapıyormuş gibi yansıtmamaya özen gösterin.
3 Renginizi ve sesinizi gösterin:
Bir şeyler “satmaya” uğraşmayın, kendiniz olun, heyecan ve hevesinizin yazdıklarınıza yansımasına izin verin.
4 Sık sık yazın:
İnsanların sizi takip etmesi için en önemli iki neden var: ilginç içerik ve süreklilik
5 Değer Katın:
İnsanların sizi takip etmesi için en önemli iki neden var: ilginç içerik ve süreklilik. İlginç: değer katan, insanlara bir şeyler veren
6 Cevap verin:
İçeriğinizi tek taraflı bir bildirim değil, diyalog üstüne kurun.
7 Dinleyin:
Sorulara cevap verin, esinlenin ve sorun. Öneriler ve yorumları dikkate alın, aldığınızı gösterin.
8 Hatalar:
Hatanızı kabul etmek ve düzeltmekten çekinmeyin.
9 Keyfini çıkarın:
Siz eğlenmezseniz, kimse eğlenmez ;)

19 Aralık 2012 Çarşamba

Grip ve Temizlenmesi Gereken Cihazlar



Grip, soğuk algınlığı ve bir sürü başka hastalık etrafta kol gezmeye başladı yine. Bu tür hastalıkları atlattıktan sonra hangi cihazları temizlemeye özen göstermeliyiz sizce?

TV kumandaları:


TV kumandalarını ıslak mendiller özellikle kolonyalı veya alkollü mendillerle silmek sadece hastalıktan sonra değil ara sıra yapılması önerilen bir önlem.
Kumandaları genelde bir arada tuttuğumuz için sadece kullandığınız değil tüm kumandaları elden geçirmeyi unutmayın!




Klavyeler: 

Klavyeleri temizlemek için de yine ıslak mendilleri ve daha detaylı bir temizlik için alkol veya cam sille ıslattığınız kulak temizleme çubuklarını kullanabilirsiniz.

Hastalıktan dolayı işe gidemediğiniz günlerin sonunda, işe başlamadan ofisteki klavyenizi temizlemeyi unutmayın!






Cep Telefonu:

screen Cep telefonunuzu temizlemek için üstünü alkolle nemlendirdiğiniz pamuklu bir kumaş kullanın. Ofis ve ev telefonlarınızı da dezenfektan içeren bir sıvıyla nemlendirdiğiniz pamuklu bir kumaşla temizleyebilirsiniz. 

12 Aralık 2012 Çarşamba

Kurumların Sosyal Medyayla İmtihanı

Bu yazı ilk defa 29 Kasım- 2 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen CeBit Bilişim Eurasia sırasında dağıtılan CeBit Life Dergisinde yayınlandı.



“Dijitalci” olduğumdan beri en sevmediğim soru: “Ne iş yapıyorsun?” Reklamcıyken de hayat çok kolay değildi kabul ediyorum: “Dükkan tabelaları değil, TV’deki reklamları yapıyorum!” Tam olarak yaptığım işi anlatmasa da insanların yüzlerini güldürüyor, duyduklarını anlamaları bir tarafa hoşlarına bile gittiğini görüyordum. Ama şimdi alıştığım iş ortamı dışında gelen bu soruya “Şirketler için web siteleri, Facebook, Twitter yapıyorum” gibi basitleştirilmiş açıklamalar bile soğuk rüzgarlar estirmiyor diyemem. “Facebook’un neresi iş ki?” gibi sessiz cümleleri yüzlerden okumak da cabası.
Yine de iş çevrelerinde sosyal medyanın kurumsal kullanımı artık kabul gördü diyebiliriz. Hatta belki de bir dönüm noktasında olduğumuzu bile söyleyebiliriz: Artık yöneticilere şirketlerinin neden sosyal medyada olmalarını anlatmamız pek gerekmiyor, talep zaten var. Fakat şimdi en az ilk zamanlarda yaşadığımız kadar kritik bir evre yaşıyoruz: sosyal medyanın kurumlar tarafından kullanılması ile kişiler tarafından kullanılmasının farkları nelerdir? Veya bir fark var mıdır, olmalı mıdır?

Pazarlama Ve İletişimde Sosyal Medya

Günümüzde kurumsal sosyal medya kullanımı dediğimizde akla genellikle pazarlama ve iletişim alanları geliyor, “Facebook ve Twitter’da bir şeyler yapmak” olarak düşünülüyor. Sosyal medya sürekli canlı, dinamik ve “mevcut” bulunmayı gerektiriyor. Bu tür yapıları bulunmayan veya nasıl adapte olunabileceğinin yolunu arayan kurumlar ise sosyal medyaya temkinli yaklaşmaya devam ediyor.
Kurumlar “Sosyal medyaya girmeli miyiz?” sorusunu içlerinde konuşmaya başladıklarında “Bakalım sosyal medyaya zaten girmiş miyiz?” sorusuna cevap ararlarsa çok ilginç bir tabloyla karşılaşacaklarına inanıyorum. Kurum aktif olarak bulunmasa bile farklı platformlarda zaten birileri kurumlar ve markalar hakkında konuşuyor. Kim, nerede, ne şekilde konuşuyor gözlemleyip kurumun amaçları doğrultusunda bir plan oluşturmak emin olun yazıldığı kadar kolay olmuyor. Burada anahtar kelime “amaçlar”. İşlerine katmak istedikleri değer ve işlerini getirmek istedikleri konum hakkında plan yapabilmek sosyal medyanın, entegre pazarlama iletişimine dahil edilmesini kolaylaştırıyor. Sosyal medyanın belki de en baştan çıkarıcı yanı; tek başına yarattığı çığır açan etkinin yanı sıra; pek çok pazarlama iletişimi aktivitesine adapte edilebilir, bu aktiviteleri daha önce olmadıkları kadar zevkli, kişiselleştirilmiş ve sosyal kılması olmalı. Ama bu noktaya gelmeden önce tüm bunların kimle ve nasıl yapılacağına karar vermek gerekiyor.
Öncelikle çok iyi bilmediğimiz konularda ne yaptığımızı düşünelim. Genelde kendi başımıza araştırsak da o konuda deneyimi olan veya konunun uzmanı olan birilerine sormadan harekete geçenimiz var mıdır bilmiyorum. Kurumlara da bunu öneriyorum. Yöneticiler benzer yapılı şirketler nasıl yapıyor, ne yapıyor, kimlerle çalışıyor, ne tür sorunlar olabilir, neleri öğrenmek, neleri kullanmak, nerede ne demek lazım, …  gibi onlarca sorunun girdabına girmeden önce, sosyal medyayı da bir işleyiş olarak ele alıp süreçselleştirebilirler.  İşte bu noktada planlama ve süreç yönetimi deneyimli, sadece sosyal medya değil kurum yönetimi perspektifinde de yol gösterecek çözüm ortaklarıyla çalışmayı öneririm. Sosyal medya kurum içinde tek bir departmanın işi olmadığı gibi, sadece dışardan alınan bir servis de değil. Ciddi bir sinerji ile aynı hedefe yürümeyi gerektiren bir süreç. Bu noktada bu sürece gerek kurum içinden gerek dışından kimlerin dahil olacağı başarının önemli faktörlerinden bir oluyor. Katılımcıları belirledikten sonra sıra süreci oluşturma ve planlamaya sıra geliyor.
Sosyal medyayı iş için kullanmak artık çoğu kurumda kabul görmüş olsa da konu sosyal ağlar ve sosyal medya olduğunda yöneticilerin içinin çok da rahat olmadığını görebiliyoruz. Genelde sosyal medya çevresindeki endişeli bakışların sebebi beklenmeyen olumsuz durumlarda ne yapmalı yönünde yoğunlaşıyor. “Rakipler bizim sayfamıza başka isimlerle gelip bizi kötülerlerse?”, “İstemediğimiz konulara girip bizi zor duruma düşürenler çıkarsa…” gibi endişeli cümlelerle çok sık karşılaşabiliyoruz. Bu tür çekince ve endişelere çok gerek olmadığını düşünenlerdenim ben. Ruhu olan bir ekip, amacı belli bir strateji, planlanmış bir yol haritası ve belirlenmiş etkin başarı endikatörleriyle girilen sosyal medya yolu bir serüvenden çok başarı hikayesi olmaya aday olacaktır.

Sosyal Kurumlar

Gelelim sosyal medyanın kurumların içine iyice girdiğinde karşılaştığımız tablolara. Günümüzde pek çok kurum için sosyal medya sadece pazarlama iletişimi aracı olmanın çok ötesinde. Örneğin İnsan Kaynakları alanında sosyal medyanın etkin kullanılarak doğru adayın tespit edilmesi, kendileriyle iletişime geçilmesi ve açık pozisyonlara uygunluklarını ölçmek gibi süreçler görebiliyoruz. Veya iç iletişim için kapalı sosyal ağlarla yeni çalışma ve iletişim modelleri oluşturulması heyecan veren örneklerden bazıları.
Fakat beni en etkileyen sosyal medya kullanımı yeni iş modelleri, yeni iş fikirleri ve hatta yeni şirket yapılarına kadar giden innovatif uygulamalar. Sonuç yaratan etkin fikirlerin tüketici tabanlı başlayıp kurumlara adapte edilebilenler olduğunu görüyoruz. Çabuk çözümler sunan, paydaşlar ve çalışanlar arasında daha nitelikli bilgi paylaşımı ve beraber çalışma imkanı yaratan, yeni ürünler için tüketici yorumları ve fikirlerini baz alan yapılar artık sosyal ağlar ile gittikçe yaygınlaşıyor. Dünyaca ünlü bilgisayar şirketi Dell, IdeaStorm adını verdiği tartışma platformundan 17.000’den fazla yeni fikir veya ürün geliştirme fikri topladığını ve bunlardan 500 tanesini uygulamaya aldığını açıkladı. Bu uygulamalardan biri uçaklar ve loş ortamlarda kullanıma uygun alttan ışıklı klavye fikri.
Türkiye’de de kurum içi kapalı sosyal ağlar eğitim, ortak çalışma alanları, proje yönetimi gibi alanlarda kullanılmaya başladı bile. E-posta iletişimi yerine anlık mesajlar veya ikiden fazla kişinin video veya yazışma ile toplantı yapabildiği, adeta Facebook’da oyun oynar gibi şirket eğitim sürecinin tamamlanabildiği, eğitim performansları hakkında çalışma arkadaşlarından geri bildirim alabildikleri, projelerin gerek içi gerek dış süreçlerinin yönetilebildiği, dokümante edilebildiği ve raporlanabildiği bu yapılar gerçek anlamda mobilite, cihaz/zaman/mekan bağımsızlığı ve kişileştirme gibi nosyonları iş hayatının içine taşıyor.
Kurumların sosyal medyayla imtihanı hala yeni başlıyor diyebiliriz; başarının anahtarı ise bu imtihanı bir kerelik bir çalışma değil sürekli bir yolculuk olarak kurumların içlerine sindirebilmekte yatıyor.   

2 Ekim 2012 Salı

Dijital PR diye birşey var mı?


Pazarlama kadar halkla ilişkiler ve kurumsal iletişimin dijital iletişime entegre edilmesi iş yapış şekillerimizi değiştirdi. Pazarlama daha çok tüketici iletişimine odaklanırken PR ise yayıncılar üzerinden hem tüketici hem paydaşlara ulaşmayı hedefliyor. Peki dijital PR?
Dijital PR, PR ile yapılan iletişim aktivitelerine teknolojik bakımdan gerekli altyapıyı oluşturmayı da içeriyor. Aşağıda dijital PR çalışmalarınızı güçlendirecek üç dijital pazarlama konusunu bulabilirsiniz.

1.       Arama Motoru Optimizasyonu:

Link yaratmak: 

Saygın, trafiği yüksek adreslerinden kurum web sitesine verilen kaliteli linkler hem trafik hem de arama motorları nezdinde artı puan sağlar.

Optimize edilmiş basın bültenleri ve basın odası servisleri: 

hem kendi kanallarında hem de site dışı yeralmalarda arama motorlarına hedefler doğrultusunda var olma yaratmak.

2.       İçerik Üretimi:

Ek içerik: 

PR ve sosyal medya ekiplerinin yakın çalışması ile blog ve sosyal medya kanalları için ek içerik üretimi imkanlı olabilir. Basına dağıtılan her bültenin mecrasına uygun sosyal medyada da iletişimi yapılır.

Offline hikayeler: 

Sosyal medyada konuşulanlar yeni PR fikirlerine ilham verebilir.
Fikir Önderi Konumlandırması: şirket çalışan/sözcülerinin çok okunan bloglarda isimlerinin geçmesi, konuk yazar olmaları “fikie önderliği” konumlandırmasını güçlendirir.

Dirsek Teması: 

Sektörün bilinen isimlerinin kurumsal blogda konuk yazar olmaları fikir önderliği hedeflenen konularda otorite oluşturma ve o kişilerle beraber anılmayı imkanlı kılar.

3.       Sosyal Medya:

Tüm Kanallarda Tutarlı Mesaj: 

sosyal medya içerik takvimi sayesinde verilmek istenen mesajların çeşitli kanallarda tutarlılığı sağlanır.

Kriz Yönetimi: 

Muhtemel kriz yaratabilecek konuların farkedilmesi ve yönetilmesinde sosyal medya planlı kullanılır.


4.       İçeriğin sendikasyonu:

İçeriklerinizi konunuzla alakalı, o konuda ismi bilinen / trafiği olan farklı yayıncılar, bloglar, websitelerinde de yayınlamak için ilişkiler kurun.








29 Eylül 2012 Cumartesi

E-Ticaretin 3 T'si: Tedarik



Bu yazıda e-ticaret sitenizde satacağınız ürüne karar verdikten sonra iş modelinizin temelleri, tedarik şekilleri, depolama ve lojistik gibi operasyonun diğer bacaklarına değiniyorum.

Zaten ticaretin içindesiniz ve işinizde yeni açılımlar yapmak istiyorsunuz veya “Herkes yapıyor, ben de internetten bir şeyler satıyım,” diyorsunuz. Yani aslında üç aşağı beş yukarı ne satacağınızı biliyorsunuz.
Bu noktada ilk uyarım e-ticaretin dükkancılıktan ayrıldığı bazı temel noktalar olduğu. Dükkandan veya alışılagelmiş şekilde yapılan satışlarda, müşteriniz ürün veya numuneyi görüp dokunabilir. E-ticarette ise bilinen, tanınan bir ürününüz yoksa aslında umut/hayal satıyorsunuz. Dolayısıyla ya ürünü çok iyi seçmeniz ya da ürün hakkında çok açık sözlü olmanız, olduğu gibi yansıtabilmeniz gerekiyor.
Bir başka konu ürünü tedarik etme şekliniz. Ürünü kimden, nereden alacaksınız? Ne şartlarda alacaksınız? Alışılagelmiş olan iki yöntem var: Konsinye veya kesin alım. Konsinye aldığınız ürünlerde tedarikçiyi iyi tanıyor, anlaşmanızı sağlam yapıyor olmanız önemli çünkü bu tür alımlarda aslında ürünlerin resmi ve adedi dışında sizin elinizde bir şey olmuyor. Yani tedarikçinin sözüyle ürün satıyor oluyorsunuz. Siz sitenizden satışı gerçekleştirdikten sonra ürünlerin tedarikçide kalmamış olması veya size hatalı stok bilgisi geçtiği için aslında olmayan ürünleri satmış olmanız gibi sorunlarla karşılaşılabiliyor.
Konuşulması ve çözülmesi gereken bir konu da iadeler hakkında: Konsinye alımlarda genellikle müşteriden gelen iade talepleri konusunda nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini kesinleştirmek önemli. Türk Ticaret kanununu e-doğrudan pazarlama veya elektronik ticaret kapsamlı yasa maddelerini bilmeden bu işe girmeyi düşünmeyin bile. Ayrıca bu konuda hukuksal danışmanlık alabilir veya sorularınızı Sanayi Bakanlığı müfettişlerinden cevap alabilirsiniz.
Ödeme şartları aslında sattığınız ürün tarafından belirleniyor. Gerek sektörlerde gerekse markalarda belirlenmiş ödeme şartları mevcut, vadelerin 6 ayı bulduğu bile olabiliyor alanınızda ciddi bir araştırma yapıp bütçenize bu doğrultuda planlamanızı öneririm.
Ödeme konusunda belki de en önemli nokta, ki bu Teknoloji yazımda da değindiğim bir alan, ödeme sistemleri. Bankalar ve PayPal, Pay Me, Tiny Pay gibi site üstü ödeme sistemlerinin yanı sıra, kargo şirketlerinin de desteğiyle oluşan kapıda ödeme sistemlerini de düşünmenizi öneririm. Önemli başlıklar ise kurulum ücreti, sanal POS ücreti veya kirası, ödemenin kaç günde hesabı geçtiği gibi… çalışma koşulları ve yaptırımları kapsıyor diyebiliriz.
Alım şeklinizi belirleyip veya size uyan kombinasyonu oluşturduğunuzu düşünüyorsunuz, gelelim operasyonun lojistik kısmına. Her şekilde küçük veya büyük bir depoya ihtiyacınız olacaktır. Konsinye alımlarda tedarikçiden gelen ürünlerin müşteriye gönderiminin hazırlanmasında ürünlerin bir iki gün kalacağı ve paketlerin kargoya hazırlanacağı dolayısıyla bu rutine uygun kurgulanmış nispeten küçük bir depoya ihtiyacınız olacaktır. Kesin alımlarda tüm ürünlerinizi satışa uygun koşullarda barındırabileceğiniz, satış planınıza uygun kurgulanmış ve stoğunuza uygun bir depoya ihtiyacınız olacaktır. Depoda çalışacak elemanların iş bölümü dikkatli kurgulandığında efektif bir depo düzeni kurabilirsiniz. Depodaki anahtar roller tedarikçi takibi, ürün kontrol ve kabul, ürün yerleştirme, fatura kesme, paket hazırlama, sayım gibidir. Depo elemanlarının iş tanımları depo iş akışının çıkarılması ve anahtar rollerin belirlenmesi yardımcı olacaktır.
Lojistiğin son adımı olarak seçeceğiniz kurye şirketine değinmek istiyorum. Bir veya birden fazla kurye / kargo şirketiyle çalışabilirsiniz. Bu seçimi yaparken şirketin yaygınlığı, paketlerin teslim süreleri, taşradaki dağılımı (sadece şehir merkezleri mi, kasabaları kapsıyor mu, yazlık veya tatil mekanlarına teslimat nasıl yapılıyor?), sundukları yan hizmetler (kapıda ödeme, online paket takibi, sms ile hakkında paket bilgilendirme, online panel ile operasyon takibi gibi) ve tabii ki ücretlendirme politikaları önemli sorular olacaktır.
Ayrıca ürünlerinizin müşterinize ulaştığı noktada çalıştığınız kurye şirketini ortağınız gibi kullanabilirsiniz. Özellikle iade değişim gibi konularda ürünün teslim alındığı zaman ve teslim alma prosedürü hakkında bilgi verdiğiniz kurya şirketleri, elemanlarını bu konuda bilgilendirebilecektir.

E-ticarette ürün ve operasyona odaklandığım ve “E-Ticaretin 3 T’si: Tedarik” adını verdiğim bu yazımı belki kontrol listesi, belki de beyin fırtınası rehberi olarak kullanabilirsiniz.  Soru ve yorumlarınızla bu yazı dizisini zenginleştirebilmeyi umuyorum. 

26 Eylül 2012 Çarşamba

E-Ticaretin 3 T’si - Giriş


E-Ticaret 2012’nin gözde iş koluydu, 2013’te de parlamaya devam edeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. E-ticaretin farklı modelleri, aşamaları var. Bu işe bir tarafından bulaşan herkes de daha büyütmek konusunda hevesli gördüğüm kadarıyla. Bu yazı dizisini, öncelikle deneyimlerimi derleyip toplamak ve devamında e-Ticaret’e heveslenen fakat, aslında neye nereden başlayacağı konusunda pek fikri olmayan kurum ve kişiler için bir başlangıç noktası ve belki de bir atlama tahtası olması amacıyla yazıyorum.

E-Ticaretin 3 T’si, aslında konuyu hem bir yapıya oturtup özetlemek hem seksileştirmek için biraz zorlama verilmiş bir başlık. 3T derken Tedarik, Teknoloji ve Tanıtım’dan bahsediyorum ve her bir T için ayrı bir yazı planlıyorum. Kısaca Tedarik derken ne satacağına, nerden, ne şekilde alacağına gibi ürüne dair karar vermek ve bir modele oturtmaktan bahsediyorum.  Teknoloji ise gerek satışın gerek iç takibin (stoğun) yapılacağı altyapıyı belirlemek, satış ara yüzünü belirlemek, site içi arama ve kullanıcı deneyimi için kritik kararlar, müşteri kayıtları ve bunların satışlarla entegre/senkronize kullanımını imkanlı kılacak araçların belirlenmesini içeriyor. Tanıtım ise aslında bu başlığı en zorlama yapan T çünkü aslında “marketing”i kapsıyor; lansman, tanıtım, müşteri ilişkileri, sosyal CRM nasıl şekillenmeli gibi konulara değiniyor.

Bu yazı dizisiyle amacım henüz 6 aylık e-ticaret deneyimimde görüp öğrendiklerimi derlemek, pekiştirmek ve dokümante etmek. 

Keyifli okumalar. 


Not: Yorumlarınızla yazılanları zenginleştirmek isterseniz de lütfen kendinizi tutmayın J



TEDARİK:


Zaten ticaretin içindesiniz ve işinizde yeni açılımlar yapmak istiyorsunuz veya “Herkes yapıyor, ben de internetten bir şeyler satıyım,” diyorsunuz. Yani aslında üç aşağı beş yukarı ne satacağınızı biliyorsunuz.
Bu noktada ilk uyarım e-ticaretin dükkancılıktan ayrıldığı bazı temel noktalar olduğu. Dükkandan veya alışılagelmiş şekilde yapılan satışlarda, müşteriniz ürün veya numuneyi görüp dokunabilir. E-ticarette ise bilinen tanınan bir ürününüz yoksa aslında umut/hayal satıyorsunuz. Dolayısıyla ya ürünü çok iyi seçmeniz ya da ürün hakkında çok açık sözlü olmanız gerekiyor. 



... (arkası yarın)

2017'de Ofislerde Neler Olmayacak?

LinkedIn'in 7000 profesyoneli kapsayan global araştırması, 5 yıl içinde ofislerde kullanılmamaya başlayacak araçları sormuş. Bazı cevaplar çok anlaşılır gelse de bazıları o kadar da çabuk mu dedirtecek türden.  Ayrıca araştırmaya katılan profesyonellerin %55'i tabletlerin ofislerde daha yaygın kullanılmaya başlayacağını düşündüğünü belirtmiş. Tabletler hayatımıza hızlı bir giriş yaptılar fakat iş hayatında hala bir aksesuar gibi kullanılıyorlar. Birebir sunumlar, günlük git-gellerde internete telefondan daha rahat ulaşım sağlamaları gibi nedenlerle iş hayatına giren tabletler, klavye bağımlılığımız ve çalışırken daha büyük ekranların tercih edilmesi nedeniyle "iş yaparken" çok rahat kullanılamıyorlar.

Değişen iş yeri ortamını gözümüzde canlandırmaya da yardımcı olan işte "5 yıl sonra ofislerde olmayacaklar" listesi:



Ses kaydedici %79 (hala bunlar kullanılıyor mu?)








Fax %71 (Türkiye'de bunun yok olacağına nedense inanılmıyor pek ama o gün de bir gün gelecek ;) )






Telefon Rehberi - (Rolodex) %58 (bilgisayarlardakı adres defteri bitiremediyse eCRM ve sosyal CRM araçları telefon rehberlerini bitirecek)







Standart çalışma saatleri %57 (işte bence en kritik olanı bu)








Masa telefonları %35 (masalar kalacak mı ki? bir çok teknoloji şirketi ayakta çalışılan sıralara geçiyor)






Masaüstü bilgisayarlar %34









Resmi iş kıyafetleri (takım elbise, kravat, külotlu çorap gibi...)











      Yöneticilerin köşe ofisleri %21



Kübikıllar %19


ve ... tekli USB drive'ları %17 (sanıyorum bulut bu aletlerin sonu olacak)






Sizce Türkiye ofislerinde 5 yıl sonra neleri görmüyor olacağız?

25 Eylül 2012 Salı

2013'te Dijital Pazarlama


Bu sene biraz erken davranıyım dedim şimdiden 2013 dijital beklentilerimi toparladım. Bana sorarsanız dijital pazarlamada işte bunları konuşuyor olacağız 2013'te:

Kanal olarak Mobil: 
Markalar web sitelerini mobil uyumlu yapmalı tartışmasını aştığımızı umduğum 2013'te bu sefer de mobil için farklı oluşumlar yaratmanın önemi ortaya çıkacak. Sadece web sitesine mobilden ulaşmak değil, siteye mobil ulaşanlara hizmet edecek bir bakış açısıyla mobil siteler gözden geçirilmeli. Mobil aplikasyonlarda ise temel soru: ziyareteçileriniz sitenize belli bir periyoda mı geliyor, hep belirli tür içeriğin güncellenmesi, tekrarlanması gibi belirli bir iş mi yapıyorlar? Birşeyler okuyup, seyretmek, birşeyler almak, birileriyle irtibata geçmek? Bu durumlarda mobil aplikasyon yapmak düşünülebilir. Fakat mobil sitenizin aynı içeriği için aplikasyon yapmayın derim ben. Tüm yıl anahtar sorunuz "Mobilde markamla alakalı ne yaparsam müşterimin işine yarar?" olabilir.

Sosyal Medya, analitik ve karar mekanizması: 2013 verileri daha kolay değerlendirip, kararları içimizden gelen ses ışında verilerden feyz alabileceğimiz bir yıl olacak. Gerek sosyal platformlardaki takip edilebilen veriler, gerek hızlı karar değişikliklerine adapte olabilen teknolojiler 2013'ü "sosyal medyaya bak, karar ver, dene,  sosyal medyaya bak, ..."  prosedürünü getirebilecek. Sosyal medyayı karar verme mekanizmasının içine sokmak, geri bildirim yerine ilk safhalarda sosyal medyayı kullanmak bu yılın en temel pazarlamasal değişikliği olacak bence.

İçerik! Alakalı, işe yarayan, doğru formatlı içerik. Kullanıcı, ziyaretçi, müşteri, hedef kitle,... ne derseniz deyin. Kaliteli içerik karşılığını bulacak. Şirketler bünyelerinde "marka muhabirleri" istihdam etmeye bu sene başlar mı bilemiyorum ama "muhabirin elinden çıkmış" nitelikte sosyal paylaşımları ajanslarından bu sene talep etmeye başlayacaklar. Umuyorum :)

2013'ten beklentimiz büyük, her yeni seneden olduğu gibi:) Hadi sizden de duyalım dijital pazarlamada 2013'ten kim ne bekliyor? 

Not: Bu beklentilerin bir de e-ticaret versiyonu iyi olur değil mi?

24 Eylül 2012 Pazartesi

Web Sitesi 101


Bu haftasonu bir web sitesi projesi üstünde çalışırken kendime bir kontrol listesi hazırladım. Bu listede uzun uza diye kavramları anlatmıyorum, kavramlara hangi boyuttan yaklaştığımı hatırlamak için notlar düşüyorum.  Web sitesi proje hazırlık evresi için önemli olan noktaları şöyle derledim:

Amaç: Bu site niye yapılıyor? Neye hizmet edecek? Bu en temel soru üstünkörü cevaplandığında, ortaya çıkan site kimseyi tatmin etmeyecektir...

Kim bu siteye bakacak? Hedef kitle kimler, nasıl gruplardan oluşacak. Amacı oluştururken hedef kitleleri de göz ardı etmemek önemli.

Navigasyon: Öncelikle site navigasyon mantığı kurum/iş/sitenin ait olduğu oluşumun düşünce tarzı, işleyişi değil ziyaretçilerin bakış açısı öncelikli oluşturulmalı.  Sabun üretip satıyorsanız web sitenizde öncelikle ürünler ve satın almaya yönlendiren bölümler olmalı, sabunun hammaddesini sitenin baştacı yapmak bu siteye gelenlerin ilk ilgilendikleri nokta değildir diye düşünüyorum, özellikle amacınız hammadde değil de sabun satmaksa sizin de olmamalı. Navigasyonda esas önemli nokta tüm sitenin birbiriyle ağ gibi örülebilmesini sağlamak. Tüm içeriğinizin birbiriyle alakalandırılması ve linklenmesi çok önemli. Bu konu hakkında ayrıca web için yazmak adında bir makale hazırlıyorum.

Kısa ama kısacık değil: Özellikle internette, sadede gelmek önemli. Twitter’da tüm derdimizi 140 karaktere sığdırdığımız düşünülürse, dijital uyumlu insanlar kısa ve öz bilgiyi tercih eder oluyorlar. Bu yüzden her sayfanın gerektiği kadar uzun olması, ama olsun diye koyulmuş hissettirecek kadar da kısa olmaması gerekli.

Hız: site yüklenirken “İnternette sorun mu var?!” sorusu akla geliyorsa o site “hızlı” bir site değildir. Gerek site içeriğinde gerek barındırmasında birçok ayardan bu sorun oluşuyor. Özellikle mobil cihazlarla arama yapılan günümüzde “hız” bir site için ciddi bir sorun olabilir.

Resimlerin boyutu, kalitesi: Resimler web sitesini “profesyonel duran” ile “çok amatör” çizgileri arasında konumlandırılmasını sağlayan ana unsurlardan biri. Resimleri seçerken kalitesine (çözünürlük), boyutuna (sayfanın hızlı yüklenmesini engellemeyecek) dikkat etmek gözden kaçmamalı. Başka bir nokta da işin hukuksal boyutu, kullanılan tüm resimlerin hukuksal olarak bir sorun yaratmadığından, sayfanızda kullanmak üzere gerekli izinlerinizin olduğundan emin olun. Kimi durumlarda bir resmin (aslında burada doğru terim fotoğraf) bir ortamda (örneğin broşür) kullanabiliyor olmanız onu webde de kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor. Web, mobil, aplikasyon gibi detaylı kullanım izinlerinizin olduğundan emin olun.

Video: Videolar metinden daha ilgi çeken, daha paylaşılan unsurlar oldu. Videonun tam olarak ne içerdiğini, süresini, çekim tarihini ve yerini, görüntü kalitesi bozulmadan full ekran seyredebilir olmasını sağlayan ikonları videoların yanında, yakınında bulundurmalı. Video metinlerini web sitenizde SEO amaçlı bulundurmak, bunu yapamıyorsanız da doğru ve etkin etiketleri kullanmak çok önemli.

Sosyal Paylaşım altyapısı: APIler ile gerek sitenizin tamamının gerekse içindeki materyallerin ayrı ayrı paylaşımı sağlanmalı.

Renk seçimi: düşünülmesi gereken noktalar: kurumsal renkler, birbiriyle uyumlu renkler, marka veya stili çağrıştıran renkler, ziyaretçiyi yormayacak – okumayı kolaylaştıracak renkler

Dilbilgisi ve yazım yanlışları: bu konuda çok da bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Kimi umursuyor kimi umursamıyor… Her seçim siz ve temsil ettiğiniz kurum hakkında fikir veriyor.

İletişim Bilgisi: Bu site veya kurumla ilgili irtibata geçilebilecek bir irtibat bilgisi bulundurmak pek çok açıdan önemli, atlanmaması gereken bir nokta.

Unuttuklarım için yorumlarınızı bekliyorum ;)

20 Eylül 2012 Perşembe

"Viral Yapalım!"

Sosyal medyada aktif olmak isteyen birçok kurumun gönlünde “bir viral yapmak” var desem herhalde çok da abartmış olmam diye düşünüyorum. 

“Mesela bir viral yapsak…” diye başlayan cümleler genellikle bir TV reklamı senaryosunu anlatıyor. Ben genelde senaryonun devamında takılmaya başladıklarında soruyorum: “Çok iyi, yapalım; peki bunu neden seyredecek insanlar?” 

İşte o zaman aslında amacın “viral”
 yapmak değil, viral yayılacak bir reklam çekmek olduğunu görüyorum.
Basit bir videonun binlerce kişi tarafından seyredilip paylaşılması sosyal medyanın tadına bakmış herkesin hayalidir herhalde. Ne var ki “viral yapmanın” bir formülü olduğunu söylemek de biraz iyimser bir tavır olacaktır.
Öncelikle “viral”in bir sonuç olduğu düşünülürse “viral” yapmak bir strateji olamaz ancak “viral etki yaratmak hedeflenebilir. Ayrıca böyle bir çalışmada marka/kurumun nasıl konumlandığı da istenen etki konusunda önemli bir kıstastır. Defalarca paylaşılan fakat kimsenin hangi markaya ait olduğunu hatırlamadığı viral video...


Viral video yaratma denemeleri bir çok defa başarısızlıkla sonuçlanıyor, bu denemeleri incelediğimizde de viral olabilmenin temelde 4 neden görüyoruz: 



1. “Duygu”landırmak

Viral olmasını hedeflediğiniz bir videonun “olmazsa olmaz”ı seyredenleri hislendirmesi, bir duygu yaratmasıdır. Eminim bu yazıyı okuyan herkes hayatlarının bir noktasında bir “viral” paylaşmıştır. Bir durup düşünün, paylaştığınız viral videoyu neden paylaşmıştınız? Bu video ne hakkındaydı ve ne amaçla yayınlanmıştı? “Komik olduğu için” diyenleriniz olacaktır. Internette paylaşım ve gösterim rekorları kıran Gangnam Style’ı örnek alalım. Psy’nin ilginç dansı bu videonun yayılmasındaki en büyük nedenlerden biri. Fakat bir videoyu paylaştıran esas başka nedenler var. Harika olmalı, üzücü, mutluluk veren, büyük bir nedenin parçası hissettiren, konuşulamayanları deşen, … Videonun seyredenlerde bir his yaratması ve bu hissin kişileri seyrettiklerini paylaşmaya yönlendirmesi “viral” yaratmanın ilk adımları. Güzel bir fıkra duyduğunuzda hemen birilerine anlatmayı istemek gibi “viral” olacak işi de her gören paylaşmak isteyecektir.

"Duygu" derken bu videoyu seyrederken ki durumdan bahsediyorum mesela:




2. Reklam Kokmadan Markanızı Yansıtmalı 

Başarılı bir video, ilk seyredildiğinde seyreden bir çok kişinin kurum veya marka adını hatırladığı videodur. Bu nedenle markanız videonun içine işlemiş olmalı fakat “satmaya” çalışmamalıdır. Bence bunun en başarılı örneklerinen biri BirDolaraTraş’ın videosu: 








Bilgilendiren, markanın temel değerlerine değinen ve tüm bunları komik unsurlarla başaran bu video ürünün hedef kitlesine marka imajı ve sunduğu artı değeri (özellikle bütçelerini etkileyen) çok net veriyor.

Bu videonun çok promosyonel veya ürün odaklı olduğunu söyleyebilirsiniz, haklısınız. Peki sizce “satmaya” çalışıyor mu?

3. Marketing Planınız Yoksa Olmaz



Bir kurum tarafından ürettirilen bir videonun kendiliğinden yayılma olasılığı zevkine yapılan bir videoya kıyasla genelde daha azdır. Evet, şansınız yaver giderse videonuz viral olabilir. Peki siz gerçekten böyle bir kumar oynamak istiyor musunuz? 
Bir başka seçenek ise videonuzun reklam ve sponsorluklarla yayılmasını sağlamaktır. Her şekilde videonuzun başarı kazanması için bir plana ihtiyacınız var.
Sosyal medyada belir bir etkileşimi yakalamış kurumların bu durumlarda daha rahat hareket ettiklerini görüyoruz. 50 milyon Facebook sayfası üyesi olan Starbucks’ın paylaşacağı bir videonun viral olması bir çok kuruma göre daha kolay olacaktır. 
Planın ilk adımı çok basit. Videoyu ilk defasında paylaşacak bir kişi lazım. Günlük hayattan bir benzetme yaptığımızda bir dedikodu çıkardığınızı düşünün. İlk önce bir kişiyle bu dedikoduyu paylaşmanız lazım. Aksi takdirde dedikodunun yayılmasını beklemek çok iyimserlik olacaktır. Ve eğer sadece bir kişiye anlatırsanız dedikodunun yayılması yine de pek kolay olmayacaktır. Ama bu dedikoduyu 30 kişiye yaydığınızı düşünün. İlk tohumları doğru ve yoğun bir ortamda atarsanız, sonuçları daha etkin olacaktır. 
Bu arada videonuz kendi başına tutunabilecek kalitede değilse, ne kadar güçlü bir plan yaparsanız yapın yine de başarı beklemek iyimserlik olacaktır. Videonuz bir anda hızla yayılmaya başlayacak ve bir noktada bu hız düşecek ve duracaktır. Herkes bu noktaya olabildiğince geç gelmek ister.




4. Destekleyici Pazarlama Aktiviteleri 

Belli sonuçlara ulaşmak istediğiniz için bir video yaptırıyorsunuz. Eğer güçlü bir pazarlama planınız yoksa videoyu üretmek için yüklü bir bütçe kullanmanız da yeterli olmayacaktır. Diyelim ki istediğiniz başarıyı elde ettiniz ve web sitenize ciddi bir trafik çekiyorsunuz. Fakat web siteniz hala 10 sene önce ilk defa yaptırdığınız site; e-tcaret yapmadığınız gibi bir e-ticaret sitesine yönlendirme de yapmıyorsunuz, sosyal medyada sizi arayanları bulabileceği bir kanalınız yok (Facebook sayfanız veya Twitter hesabınız gibi). 
Müşterileriniz ve hedef kitlenizle iletişimde olduğunuz noktaları birbirleriyle entegre edip parlattığınız zaman yaptığınız video yatırımının geri dönüşlerini görebilecek ve ölçümleyebilecek olursunuz. Gerek bunun için gerekse başarılı bir “viral” kampanyası için Old Spice’ın “The Man..” kampanyasına göz atmanızı öneririm. Toplamda 180 civarı videodan oluşan kampanya 19 milyondan fazla görüntülendi ve 22.500 yorum aldı. 







Sizce bir videoyu viral yapan diğer faktörler neler?

18 Eylül 2012 Salı

İşe Yarayan İçeriğin 4 Altın Özelliği

Gerek sosyal medya olsun, gerek online veya mobil platformlarda ilgi çeken içeriğin 4 temel ortak noktası olduğunu görüyoruz. İşte ister Facebook'ta paylaşacağınız, ister blogunuzda yazacağınız içeriğin 4 altın özelliği:
1. İlginçleştirin
2. Kolaylaştırın
3. Mutlu edin
4. Güven yaratın ve saygı duymalarını sağlayın

1. İlginçleştirin
Kimse sıkıcı ve bayağı işlerden başkalarına bahsetmez. Yaptığınızın özel veya farklı olmasını sağlamalısınız, mümkünse her defasında. Cem Yılmaz'ın sahne şovları gibi, her yeni yayınınız için "Acaba bu sefer ne yapmış?" demelerini sağlayın.

2. Kolaylaştırın
En ilginç haber bile, yayılmadığı sürece haber olmaz. İçeriğinizin yayılması için sizin desteğinize ihtiyacı var! İnsanların yazdığınız/paylaştığınız konu hakkında kolayca konuşabilmelerini sağlayın. Ve en önemlisi okuduklarını kolayca paylaşabilecekleri ortamları ve altyapıları kullanın. İnsanları sizin adınızı duyurmalarını kolaylaştıracak malzemeler yaratın. Facebook veya Twitter'da paylaş ikonları kullanmak, paylaşımlarında kullanacakları metni onlar için yazmış olmak, markanızla alakalı hoş/ilginç stickerlar dağıtmak,... Adınızın duyulmasını engelleyen unsurları bulma konusunda agresif olun ve bunları yok edin!

3. Mutlu edin
Gerçekten mutlu müşterilerden daha iyi reklam kampanyası yürütemezsiniz. Onları şaşırtın ki onlar da sizden bahsetmekten sıkılmasınlar, bunu görev edinsinler. Ve aslında bu çok da kolay olay olabilir: İnsanlara saygılı/ iyi davranmak, hakkınındaki bir yorumu Twitter'da yorumlarken gibi müşterilerinizle iletişimde olduğunuz anlarda gülümsemek ve belki biraz kendinizi unutup sadece yardım etmeye çalışmak... Tavrınızdaki değişiklik algılanmanızda da değişikliğe imkan tanıyacaktır. Bir deneyip sonucu @chaaaala'ya da Tweet atmaya ne dersiniz?

4. Güven yaratın ve saygı duymalarını sağlayın
Kimse güvenmediği birisi veya bir şirket için kefil olmak, referans olmak istemez. İsimlerinin lekeneceği endişesiyle, sonucun ne olacağından emin olmadığımız kişi ve kurumlara tanıdıklarımızı yönlendirmek istemeyiz. İşte bu yüzden güven yaratmak çok önemli. Hatalarınıza sahip çıkın, açık sözlü, açık yürekli olun. Kısa yoldan kolay sonuçlar hedefleyerek güven duygusunu hafife almak, alacağınız en pahalı ders olabilir! Robert Bosch'un reklamlarla ünlü olan sözünü hatırlıyor musunuz?

Aslında bu 4 özellik yepyeni şeyler değil, eski kuralların makyajlı hallerinin yeniye uygulanmalarından ibaret sanki. Bu yazıyı da bahsettiğim Robert Bosch reklamıyla bitiriyim o zaman.


31 Ağustos 2012 Cuma

Dijital Pazarlama Eğitimi - Hubspot Inbound Marketing University sunar

18 dersten oluşan HubSpot tarafından desteklenen Inbound Marketing University derslerini aşağıda paylaşıyorum. HubSpot bir pazarlama yazılımı. Bu yazılım kadar da değerli bir eğitim programları var. Dersler İngilizce. Dijital Pazarlamaya dair geniş bir yelpaze sunuyor. Sadece dersleri anlatan kişilerin isimlerini öğrenmek, neler yaptıklarını takip etmek, dijital pazarlama açısından ciddi bir kazanım oluyor.

Ayrıca HubSpot'un blog'u ve white-paper/e-bookları dijital pazarlamayla ilgilenenler için önemli kaynaklar. Gelelim derslere, derslerin Türkçesi üstünde çalışıyorum. Şimdilik orjinali buradan takip edilebilir.
Her dersin ayrı ayrı tanıtıldığı sayfaya ise Hubspottan ulaşabilirsiniz. Son olarak da yan taraftaki badge de benim derslerden sonraki sınavı geçtiğim için aldığım bir belge.

Inbound Marketing University Certification Program

30 Ocak 2012 Pazartesi

Sandberg'den Internet'in Günümüzdeki Durumu

Sheryl Sandberg daha önce de bahsettiğim gibi internet dünyasından takip ettiğim kadınlardan birisi. Facebook'un COO'su olmasındansa o pozisyonu sayesinde yarattığı gündem beni çok etkiliyor. Kadınların eğitimleri kadar haklarına da önem vermeleri ve gerektiğinde bunu aramaktan çekinmemeleri hakkında yaptığı konuşmalar gerçekten ilham verici.
Geçen hafta Münih'deki DLD Konferansı'ndaki konuşması bugün Internet'in nasıl da bu kadar hayatımıza girip yeni yollar yarattığının analizini çok net yapıyor. Bu dinamikler aslında teknolojinin de şekil almasında önemli etkenler. Sandberg'in değindiği konular sırasıyla:
Anonimlikten özerk kimliklere geçiş
Tanınmayan güruhlardansa bilindik kişilerin fikirlerine ulaşabilme
Herkesin birer alıcı (izleyici) iken artık birer yayıncı olabilme potansiyelinin olması.

Evet bilmediğimiz konular değil, fakat bir bütünün içinde konumlandırıldıklarında günümüz teknoloji ve trendlerine anlamak gerçekten kolaylaşacaktır.