12 Aralık 2012 Çarşamba

Kurumların Sosyal Medyayla İmtihanı

Bu yazı ilk defa 29 Kasım- 2 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen CeBit Bilişim Eurasia sırasında dağıtılan CeBit Life Dergisinde yayınlandı.



“Dijitalci” olduğumdan beri en sevmediğim soru: “Ne iş yapıyorsun?” Reklamcıyken de hayat çok kolay değildi kabul ediyorum: “Dükkan tabelaları değil, TV’deki reklamları yapıyorum!” Tam olarak yaptığım işi anlatmasa da insanların yüzlerini güldürüyor, duyduklarını anlamaları bir tarafa hoşlarına bile gittiğini görüyordum. Ama şimdi alıştığım iş ortamı dışında gelen bu soruya “Şirketler için web siteleri, Facebook, Twitter yapıyorum” gibi basitleştirilmiş açıklamalar bile soğuk rüzgarlar estirmiyor diyemem. “Facebook’un neresi iş ki?” gibi sessiz cümleleri yüzlerden okumak da cabası.
Yine de iş çevrelerinde sosyal medyanın kurumsal kullanımı artık kabul gördü diyebiliriz. Hatta belki de bir dönüm noktasında olduğumuzu bile söyleyebiliriz: Artık yöneticilere şirketlerinin neden sosyal medyada olmalarını anlatmamız pek gerekmiyor, talep zaten var. Fakat şimdi en az ilk zamanlarda yaşadığımız kadar kritik bir evre yaşıyoruz: sosyal medyanın kurumlar tarafından kullanılması ile kişiler tarafından kullanılmasının farkları nelerdir? Veya bir fark var mıdır, olmalı mıdır?

Pazarlama Ve İletişimde Sosyal Medya

Günümüzde kurumsal sosyal medya kullanımı dediğimizde akla genellikle pazarlama ve iletişim alanları geliyor, “Facebook ve Twitter’da bir şeyler yapmak” olarak düşünülüyor. Sosyal medya sürekli canlı, dinamik ve “mevcut” bulunmayı gerektiriyor. Bu tür yapıları bulunmayan veya nasıl adapte olunabileceğinin yolunu arayan kurumlar ise sosyal medyaya temkinli yaklaşmaya devam ediyor.
Kurumlar “Sosyal medyaya girmeli miyiz?” sorusunu içlerinde konuşmaya başladıklarında “Bakalım sosyal medyaya zaten girmiş miyiz?” sorusuna cevap ararlarsa çok ilginç bir tabloyla karşılaşacaklarına inanıyorum. Kurum aktif olarak bulunmasa bile farklı platformlarda zaten birileri kurumlar ve markalar hakkında konuşuyor. Kim, nerede, ne şekilde konuşuyor gözlemleyip kurumun amaçları doğrultusunda bir plan oluşturmak emin olun yazıldığı kadar kolay olmuyor. Burada anahtar kelime “amaçlar”. İşlerine katmak istedikleri değer ve işlerini getirmek istedikleri konum hakkında plan yapabilmek sosyal medyanın, entegre pazarlama iletişimine dahil edilmesini kolaylaştırıyor. Sosyal medyanın belki de en baştan çıkarıcı yanı; tek başına yarattığı çığır açan etkinin yanı sıra; pek çok pazarlama iletişimi aktivitesine adapte edilebilir, bu aktiviteleri daha önce olmadıkları kadar zevkli, kişiselleştirilmiş ve sosyal kılması olmalı. Ama bu noktaya gelmeden önce tüm bunların kimle ve nasıl yapılacağına karar vermek gerekiyor.
Öncelikle çok iyi bilmediğimiz konularda ne yaptığımızı düşünelim. Genelde kendi başımıza araştırsak da o konuda deneyimi olan veya konunun uzmanı olan birilerine sormadan harekete geçenimiz var mıdır bilmiyorum. Kurumlara da bunu öneriyorum. Yöneticiler benzer yapılı şirketler nasıl yapıyor, ne yapıyor, kimlerle çalışıyor, ne tür sorunlar olabilir, neleri öğrenmek, neleri kullanmak, nerede ne demek lazım, …  gibi onlarca sorunun girdabına girmeden önce, sosyal medyayı da bir işleyiş olarak ele alıp süreçselleştirebilirler.  İşte bu noktada planlama ve süreç yönetimi deneyimli, sadece sosyal medya değil kurum yönetimi perspektifinde de yol gösterecek çözüm ortaklarıyla çalışmayı öneririm. Sosyal medya kurum içinde tek bir departmanın işi olmadığı gibi, sadece dışardan alınan bir servis de değil. Ciddi bir sinerji ile aynı hedefe yürümeyi gerektiren bir süreç. Bu noktada bu sürece gerek kurum içinden gerek dışından kimlerin dahil olacağı başarının önemli faktörlerinden bir oluyor. Katılımcıları belirledikten sonra sıra süreci oluşturma ve planlamaya sıra geliyor.
Sosyal medyayı iş için kullanmak artık çoğu kurumda kabul görmüş olsa da konu sosyal ağlar ve sosyal medya olduğunda yöneticilerin içinin çok da rahat olmadığını görebiliyoruz. Genelde sosyal medya çevresindeki endişeli bakışların sebebi beklenmeyen olumsuz durumlarda ne yapmalı yönünde yoğunlaşıyor. “Rakipler bizim sayfamıza başka isimlerle gelip bizi kötülerlerse?”, “İstemediğimiz konulara girip bizi zor duruma düşürenler çıkarsa…” gibi endişeli cümlelerle çok sık karşılaşabiliyoruz. Bu tür çekince ve endişelere çok gerek olmadığını düşünenlerdenim ben. Ruhu olan bir ekip, amacı belli bir strateji, planlanmış bir yol haritası ve belirlenmiş etkin başarı endikatörleriyle girilen sosyal medya yolu bir serüvenden çok başarı hikayesi olmaya aday olacaktır.

Sosyal Kurumlar

Gelelim sosyal medyanın kurumların içine iyice girdiğinde karşılaştığımız tablolara. Günümüzde pek çok kurum için sosyal medya sadece pazarlama iletişimi aracı olmanın çok ötesinde. Örneğin İnsan Kaynakları alanında sosyal medyanın etkin kullanılarak doğru adayın tespit edilmesi, kendileriyle iletişime geçilmesi ve açık pozisyonlara uygunluklarını ölçmek gibi süreçler görebiliyoruz. Veya iç iletişim için kapalı sosyal ağlarla yeni çalışma ve iletişim modelleri oluşturulması heyecan veren örneklerden bazıları.
Fakat beni en etkileyen sosyal medya kullanımı yeni iş modelleri, yeni iş fikirleri ve hatta yeni şirket yapılarına kadar giden innovatif uygulamalar. Sonuç yaratan etkin fikirlerin tüketici tabanlı başlayıp kurumlara adapte edilebilenler olduğunu görüyoruz. Çabuk çözümler sunan, paydaşlar ve çalışanlar arasında daha nitelikli bilgi paylaşımı ve beraber çalışma imkanı yaratan, yeni ürünler için tüketici yorumları ve fikirlerini baz alan yapılar artık sosyal ağlar ile gittikçe yaygınlaşıyor. Dünyaca ünlü bilgisayar şirketi Dell, IdeaStorm adını verdiği tartışma platformundan 17.000’den fazla yeni fikir veya ürün geliştirme fikri topladığını ve bunlardan 500 tanesini uygulamaya aldığını açıkladı. Bu uygulamalardan biri uçaklar ve loş ortamlarda kullanıma uygun alttan ışıklı klavye fikri.
Türkiye’de de kurum içi kapalı sosyal ağlar eğitim, ortak çalışma alanları, proje yönetimi gibi alanlarda kullanılmaya başladı bile. E-posta iletişimi yerine anlık mesajlar veya ikiden fazla kişinin video veya yazışma ile toplantı yapabildiği, adeta Facebook’da oyun oynar gibi şirket eğitim sürecinin tamamlanabildiği, eğitim performansları hakkında çalışma arkadaşlarından geri bildirim alabildikleri, projelerin gerek içi gerek dış süreçlerinin yönetilebildiği, dokümante edilebildiği ve raporlanabildiği bu yapılar gerçek anlamda mobilite, cihaz/zaman/mekan bağımsızlığı ve kişileştirme gibi nosyonları iş hayatının içine taşıyor.
Kurumların sosyal medyayla imtihanı hala yeni başlıyor diyebiliriz; başarının anahtarı ise bu imtihanı bir kerelik bir çalışma değil sürekli bir yolculuk olarak kurumların içlerine sindirebilmekte yatıyor.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder