28 Ağustos 2014 Perşembe

ALS Ice Bucket Challenge'ı nasıl bilirsiniz?

Bu yazıyı “İce Bucket Challenge hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorduğumda sanki kendilerini ıslatmak istiyormuşum gibi bakan ve cevap vermeyen sevgili arkadaşlarıma adıyorum. Siz olmasanız bunları cidden yazmazdım, siz kendinizi biliyorsunuz.. teşekkürler. J


Kısa bir giriş yapalım:
İce Bucket Challege (Buz Kovası ile Meydan Okuma) kampanyası ALS (amyotrophic lateral sclerosis ) hastalığı için farkındalık yaratmayı ve yardım toplamayı amaçlıyor.
Bu sene Temmuz’da Amerika’da başlayan aktiviteye dünyanın çeşitli yerlerinden katılanlar oldu. Katılımın dışında da farkındalık konusunda önemli bir aktivite oldu sanıyorum,
bu konuda pek fazla rakam bulamadım henüz ama her gün dünya basını ve sosyal medyada yenilerini gördüğümüz paylaşımlar konunun ele avuca sığmaz durumunu gözler önüne seriyor.

Bu yazıdaki amacım aktivite hakkındaki fikirlerimi paylaşmak değil. Yani susuzluk önemli dünya sorunu iken dökülen suların manasızlığına değinenlerden, sadece su döküp bağışta bulunmayanlara yapılan eleştirilere, Gazze’de yaşananlar sürerken dünyanın bu konuya aldığı tavrı eleştirenlere,.. İce Bucket Challange ilgi gördüğü kadar tüm dünyadan da tepkiler çekti. Fakat benim değinmek istediğim nokta bu değil, ben İBC’ın yarattığı etkiden bahsetmek istiyorum. Çünkü “viral marketing”in en seksi ve en istenen iletişim aktivitesi (viral diyince “ucuz etin yahnisi” duyanlar el kaldırsın J ) olduğu günümüzde İBC en başarılı viral kampanyalardan biri.

Her hangi bir kampanyayı değerlendirirken aklıma gelen sorular: amaç ne, ne planlandı – ne gerçekleşti, daha genişletilebilir mi, tekrar veya başka bir yerde uygulanabilir mi, ne yanlış – ne doğru gitti.

Şimdi bu sorulara teker teker bakalım:
Amaç ALS hastalığı için farkındalık yaratmak ve yardım toplamaktı. Times.com’un 14 Ağustos tarihli haberine göre 29 Temmuz’dan beri 5.5 milyon dolar toplandı. Geçen sene aynı zaman aralığında 32.000 dolar toplandığını da belirtiyor Times. Bu soru için görev yerine getirilmiş ve hala devam da ediyor diyebiliriz rahatlıkla.

Planlanana bakınca henüz dokümante edilmiş bir bilgi bulamadım. Kampanyanın mantığı ve mekaniği üzerinde çeşitli yazılar var fakat henüz sonuçlanmadığı için bu tür bilgiler henüz açık edilmiyor sanırım, fikir edinmek isteyenlere Wikipedia’yı öneririm.

Gelelim kampanyanın genişletilebilir ve tekrarlanabilinirliğine. Yayılım bakımından fenomen olan kampanyayı “Rice Bucket Challange” olarak açlıkla savaşmayı desteklemek gibi farklı konulara da uygulama çabalarını gördük. Yani “taklit etme” isteği yarattığını görüyoruz kampanyanın. “Taklit etme” derken negatif bir anlamda değil, daha çok pazarlamacıların “me too” brand diye yorumladığı en iyinin aynısını yapma, en iyinin dalgasıyla büyüme anlamında kullanıyorum. “Me too” markalar başarılı markaları tekrar eder. Yani pazarlama iletişimi açısından bir başarı algısı olduğu açık.   

Ne yanlış gitti? Mekanizma açısından yanlış olmasa da eleştiri alan kısım kovalarca suyun boşa harcanmasıydı. Bu noktada artılar ve eksilerin tartılabileceğini düşünüyorum. Yani buzlu su kovası olmadan bu bağışlar ve farkındalık olur muydu? Su kovası yerine başka bir mekanizma olabilir miydi? Bence bu soruların cevabını bulan bundan sonraki viral bombasını patlatır.

Ne iyi gitti?
Büyük başladı:
Ses getiren isimlerin alçak gönüllü destekleri (bir çok ünlü isim hem kendilerini ıslattılar hem bağış yaptılar) Bill Gates, Tom Cook, Jeff Bezos, …  Onların katılımı basına yansıma ve viral yayılımda yadsınamayacak bir etki yaptı. Bu ünlü isimler insani bir konuda alçak gönüllülük ve samimiyetleriyle liderliklerini sergilediler. Birçok yöneticinin İBC katılımı takımlarıyla yakınlaşma ve takım ruhu yaratmak bakımından örnek gösterilecek davranış olarak yorumlandı.
Kendini ifade etme imkanı:
İnsanları sosyal medyaya bağlayan en önemli motivasyonlardan biri kendini ifade edebilme imkanı, hem de tüm dünyaya. İnsanların neye değer verdiklerini, kimleri kendilerini yakın gördüklerini, yaratıcı yanlarını sergileyebilmeleri için önemli bir araç oldu IBC.
“Viral yayılımı” meydana getiren önemli bir motivasyon da kendinle özdeşleştirme veya kendini parçası görebilme: Kendimiz gibi olanı, bizi yansıtanı, söylemek istediğimizi söyleyeni paylaşıyoruz. Kendimizi böyle ifade ediyoruz. Hele ifade etmek için elimizin altında kolay kullanabileceğimiz kaynaklar varsa…
Kolay katılım:
Seyredenler olarak bakıldığındaysa bir kova suyu kafalarından aşağı dökmek veya döktürmek, “Bunu ben de yapabilirim!” etkisi yarattı. Acayip bir şey yaptığını herkese gösterme dürtüsü (bkz “selfie” kavramının hayatımıza girişi) kendini ifade etme imkânıyla birleştirmek… belki de bu kampanyanın dehası tam da burada yatıyor.   


Kısaca yapması kolay,  ne yapılacağı belli, kişiye özel davet içeren, eğlendirdiği kadar değer de yaratan bir kampanya oldu ALS İce Bucket Challange. Bir fikrin neredeyse sıfır uygulama bütçesiyle hatrı sayılır bir yardım toplama kampanyasına dönüştüğünü görüyoruz her geçen gün. İster katılın ister katılmayın, ister sevin ister eleştirin ve aptalca bulun. Bu kampanya farkındalık yaratmayı ve bağış toplamayı amaçladı. Bu amacı her geçen gün büyüyerek gerçekleştiriyor. Bence bu konuda söylenebilecekler bundan ibaret.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder